
7 Kasım 2008 Cuma
NEŞET TARHAN KİMDİR?
DOĞUM YERİ : ADANA, 1950
ÖĞRENİMİ :
-A.Ü. ZİRAAT FAKÜLTESİ (TOPRAK BÖLÜMÜ)
-YÜKSEK LİSANS, İŞLETME(Türkiye’de ve Dünyada Kooperatifçilik)
1971-1980 -KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI (KOOP. ADANA BÖLGE MD.LÜĞÜ),
ETÜD-ARAŞTIRMA-PLAN VE PROJE MÜHENDİSİ (1971/74)
-KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI MALATYA TOPRAKSU BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ,
KONTROL MÜHENDİSİ (1975)
-KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI (KOOP.ADANA BÖLGE MD.LÜĞÜ),
BÖLGE MÜDÜR YARDIMCISI , AYNI ZAMANDA LİSEDE
ÖĞRETMENLİK) (1975/77)
-TİCARET BAKANLIĞI, BAKAN TEKNİK MÜŞAVİRİ (1977-79)
-TİCARET BAKANLIĞI-YERFİSKOBİRLİK, GENEL MÜDÜR
YARDIMCISI (1979-80)
1980-2004 *(24 YIL)
MERSİN BELEDİYESİ TEKNİK BAŞKAN YARDIMCISI
MERSİN YENİŞEHİR BELEDİYESİ TEKNİK BAŞKAN YARDIMCISI
-TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ADANA BÖLGE ŞUBESİ YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİ
-TÜTED (TÜM TEKNİK ELEMANLAR DERNEĞİ) KURULTAY DELEGELİĞİ
-TÜM BELSEN ÜYELİĞİ
-MİY (MERSİN İDMAN YURDU) ASBAŞKANLIĞI (1987)
-BELEDİYESPOR YÖNETİCİLİĞİ VE HALSPOR KURUCULUĞU
-BİRÇOK DERGİ VE GAZETELERDE BELEDİYE YÖNETİMİ ÜZERİNE YAZILARI YAYINLANDI
-FRANSA-İTALYA-AVUSTURYA-ALMANYA-ÇEKOSLAVAKYA-MACERİSTAN VE KKTC’DE
DEĞİŞİK DÖNEMLERDE BELEDİYECİLİK KONUSUNDA TEKNİK İNCELEMELERDE BULUNDU.
-CHP İL ÇALIŞMA KOMİTESİNDE GÖREV ALDI.
-CHP ADINA YENİŞEHİR SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA VAKFINDA
MÜTEVELLİ HEYET ÜYESİ OLARAK GÖREV YAPMAKTA.
-2004 YEREL SEÇİMLERİNDE CHP MERSİN/YENİŞEHİR BELEDİYE BAŞKAN ADAY ADAYI OLDU
-HALEN SPK ( SERMAYE PİYASASI KURULU) GAYRİ MENKUL DEĞERLENDİRME
UZMANLIĞI YAPMAKTA.
-YABANCI DİLİ İNGİLİZCE OLUP, EVLİ VE 2 ÇOCUK BABASIDIR.
ÖĞRENİMİ :
-A.Ü. ZİRAAT FAKÜLTESİ (TOPRAK BÖLÜMÜ)
-YÜKSEK LİSANS, İŞLETME(Türkiye’de ve Dünyada Kooperatifçilik)
1971-1980 -KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI (KOOP. ADANA BÖLGE MD.LÜĞÜ),
ETÜD-ARAŞTIRMA-PLAN VE PROJE MÜHENDİSİ (1971/74)
-KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI MALATYA TOPRAKSU BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ,
KONTROL MÜHENDİSİ (1975)
-KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI (KOOP.ADANA BÖLGE MD.LÜĞÜ),
BÖLGE MÜDÜR YARDIMCISI , AYNI ZAMANDA LİSEDE
ÖĞRETMENLİK) (1975/77)
-TİCARET BAKANLIĞI, BAKAN TEKNİK MÜŞAVİRİ (1977-79)
-TİCARET BAKANLIĞI-YERFİSKOBİRLİK, GENEL MÜDÜR
YARDIMCISI (1979-80)
1980-2004 *(24 YIL)
MERSİN BELEDİYESİ TEKNİK BAŞKAN YARDIMCISI
MERSİN YENİŞEHİR BELEDİYESİ TEKNİK BAŞKAN YARDIMCISI
-TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ADANA BÖLGE ŞUBESİ YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİ
-TÜTED (TÜM TEKNİK ELEMANLAR DERNEĞİ) KURULTAY DELEGELİĞİ
-TÜM BELSEN ÜYELİĞİ
-MİY (MERSİN İDMAN YURDU) ASBAŞKANLIĞI (1987)
-BELEDİYESPOR YÖNETİCİLİĞİ VE HALSPOR KURUCULUĞU
-BİRÇOK DERGİ VE GAZETELERDE BELEDİYE YÖNETİMİ ÜZERİNE YAZILARI YAYINLANDI
-FRANSA-İTALYA-AVUSTURYA-ALMANYA-ÇEKOSLAVAKYA-MACERİSTAN VE KKTC’DE
DEĞİŞİK DÖNEMLERDE BELEDİYECİLİK KONUSUNDA TEKNİK İNCELEMELERDE BULUNDU.
-CHP İL ÇALIŞMA KOMİTESİNDE GÖREV ALDI.
-CHP ADINA YENİŞEHİR SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA VAKFINDA
MÜTEVELLİ HEYET ÜYESİ OLARAK GÖREV YAPMAKTA.
-2004 YEREL SEÇİMLERİNDE CHP MERSİN/YENİŞEHİR BELEDİYE BAŞKAN ADAY ADAYI OLDU
-HALEN SPK ( SERMAYE PİYASASI KURULU) GAYRİ MENKUL DEĞERLENDİRME
UZMANLIĞI YAPMAKTA.
-YABANCI DİLİ İNGİLİZCE OLUP, EVLİ VE 2 ÇOCUK BABASIDIR.
4 Ekim 2008 Cumartesi
*MERSİN ZİRAAT ODASINDA YENİ BİR DÖNEM
Gönüllü üyeliğe dayanmayan örgütlenmelerin sivil toplum kuruluşu sziayılmaması gerekse de TOBB gibi kuruluşların sivil toplum kuruluşu olarak ve de merkezi hükümetçe öncelikle muhatap alındığı bir dönemden geçtiğimiz için Ziraat Odasını da bu bağlamda değerlendirebiliriz. Ama daha da önemlisi Ziraat Odası bir tarımsal örgütlenme modelidir.
Tarımın Antalya-Bursa yöreleri gibi Çukurova’ da narenciye başta olmak üzere merkezi bir yerinde olan Mersin’de Ziraat Odasının önemi daha da artmaktadır. Odanın demokratik yapısı,kır yoksullarının örgütü olmayışı gibi kuşkusuz tartışılabilecek yönleri vardır. Bunlar ayrı konular…
Dün Mersin’de yapılan Ziraat Odası seçimleri sonucu,yıllardır bu örgütün başında olan,neredeyse Oda ile adı özleşmiş olan saygıdeğer büyüğümüz Sn. Salim Ongun yerine yine yakından tanıdığım genç bir arkadaşımız Cengiz Gökçel işbaşına gelmiştir. Sn. Ongun kentte sevilen,saygın bir kimliğe sahiptir. Bu saygınlığını,deneyimini yeni yönetiminde her zaman değerlendireceğine inanıyorum. Ben de kendi adıma Sn. Ongun’un geçmişteki hizmetlerini saygı ile anıyorum.
Ziraat Odası gibi önemli kurumlarda yönetim değişikliği olurken bu olgu salt o koltuktaki fotoğrafın değişimi ve kaybedenleri ötekileştiren bir değişiklik olmamalıdır. Baki Gökçel gibi sevilen bir babanın oğlu olan Cengiz Gökçel genç,enerjik,dinamik yapısı ile Ziraat Odası çalışmalarına yeni açılımlar getirmelidir. Ülkemizde ve Mersin’de tarımın bitirilmeye çalışıldığı bu dönemde birtakım çabalar ve savaşım içerisine girilmelidir.
Yeni yönetime tüm siyasi partiler ve kuruluşlar destek olmalıdır. Benim de yeni yönetime meslekten kaynaklı iki önerim olacaktır.
1-Kırsal alanda yaşayan tarımsal üretimde bulunan öncelikle küçük ve orta ölçekte tarım işletmeciliği yapan üreticilerin “TARIMSAL ÜRETİM KOOPERATİFLERİ” n de örgütlenmeleri konusunda sonuç alıcı eğitim çalışmaları yaparak öncülük edilmesi. Tarımsal üreticilerin siyasal olarak güçlenmeleri ,parlamentoda temsil edilebilmeleri,ekonomik olarak güçlenebilmeleri,tarımsal ürünlerinin değerlendirilmesinin tek çözümü tarımsal kooperatiflerde örgütlenmektir. Yatırım açlığı çeken Mersin’de tarımsal yatırımların gerçekleşmesinin aracı da tarımsal kooperatifçilik olmalıdır. Bu konuda yeni yönetim çalışma proğramının öncelikleri arasına tarımsal kooperatif örgütlenmesinin alınmasını öneriyorum.
2-Çukurova Üniversitesi- Ziraat Fakültesi,TMMOB –Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezi ve Mersin Şubesi ile Ziraatçılar Derneği,Mersin Üniversitesi,Ticaret ve Sanayi Odası,Belediyeler gibi kuruluşlar ile tarımsal konuda bilimsel araştırma yapan kurumlarla ortak ARAŞTIRMA – GELİŞTİRME çalışmalarına başlanması. Bu çerçevede Alata’nın da tarımsal araştırma merkezi olarak daha modern biçimde değerlendirilmesi konusunda TZOB ve TMMOB-Ziraat Mühendisleri Odası ile birlikte merkezi hükümet nezdinde girişimlerde bulunulması.
Cengiz Gökçel ve seçilen yeni yöneticilerin Ziraat Odasında yeni bir beyaz sayfa açarak dinamik bir çalışma proğramı içerisinde Mersin tarım ürecilerine katkı sağlayacağına inancı ile başarılar diliyorum.
Tarımın Antalya-Bursa yöreleri gibi Çukurova’ da narenciye başta olmak üzere merkezi bir yerinde olan Mersin’de Ziraat Odasının önemi daha da artmaktadır. Odanın demokratik yapısı,kır yoksullarının örgütü olmayışı gibi kuşkusuz tartışılabilecek yönleri vardır. Bunlar ayrı konular…
Dün Mersin’de yapılan Ziraat Odası seçimleri sonucu,yıllardır bu örgütün başında olan,neredeyse Oda ile adı özleşmiş olan saygıdeğer büyüğümüz Sn. Salim Ongun yerine yine yakından tanıdığım genç bir arkadaşımız Cengiz Gökçel işbaşına gelmiştir. Sn. Ongun kentte sevilen,saygın bir kimliğe sahiptir. Bu saygınlığını,deneyimini yeni yönetiminde her zaman değerlendireceğine inanıyorum. Ben de kendi adıma Sn. Ongun’un geçmişteki hizmetlerini saygı ile anıyorum.
Ziraat Odası gibi önemli kurumlarda yönetim değişikliği olurken bu olgu salt o koltuktaki fotoğrafın değişimi ve kaybedenleri ötekileştiren bir değişiklik olmamalıdır. Baki Gökçel gibi sevilen bir babanın oğlu olan Cengiz Gökçel genç,enerjik,dinamik yapısı ile Ziraat Odası çalışmalarına yeni açılımlar getirmelidir. Ülkemizde ve Mersin’de tarımın bitirilmeye çalışıldığı bu dönemde birtakım çabalar ve savaşım içerisine girilmelidir.
Yeni yönetime tüm siyasi partiler ve kuruluşlar destek olmalıdır. Benim de yeni yönetime meslekten kaynaklı iki önerim olacaktır.
1-Kırsal alanda yaşayan tarımsal üretimde bulunan öncelikle küçük ve orta ölçekte tarım işletmeciliği yapan üreticilerin “TARIMSAL ÜRETİM KOOPERATİFLERİ” n de örgütlenmeleri konusunda sonuç alıcı eğitim çalışmaları yaparak öncülük edilmesi. Tarımsal üreticilerin siyasal olarak güçlenmeleri ,parlamentoda temsil edilebilmeleri,ekonomik olarak güçlenebilmeleri,tarımsal ürünlerinin değerlendirilmesinin tek çözümü tarımsal kooperatiflerde örgütlenmektir. Yatırım açlığı çeken Mersin’de tarımsal yatırımların gerçekleşmesinin aracı da tarımsal kooperatifçilik olmalıdır. Bu konuda yeni yönetim çalışma proğramının öncelikleri arasına tarımsal kooperatif örgütlenmesinin alınmasını öneriyorum.
2-Çukurova Üniversitesi- Ziraat Fakültesi,TMMOB –Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezi ve Mersin Şubesi ile Ziraatçılar Derneği,Mersin Üniversitesi,Ticaret ve Sanayi Odası,Belediyeler gibi kuruluşlar ile tarımsal konuda bilimsel araştırma yapan kurumlarla ortak ARAŞTIRMA – GELİŞTİRME çalışmalarına başlanması. Bu çerçevede Alata’nın da tarımsal araştırma merkezi olarak daha modern biçimde değerlendirilmesi konusunda TZOB ve TMMOB-Ziraat Mühendisleri Odası ile birlikte merkezi hükümet nezdinde girişimlerde bulunulması.
Cengiz Gökçel ve seçilen yeni yöneticilerin Ziraat Odasında yeni bir beyaz sayfa açarak dinamik bir çalışma proğramı içerisinde Mersin tarım ürecilerine katkı sağlayacağına inancı ile başarılar diliyorum.
*TARIM VE CHP
CHP Genel Merkezi Bilim ve Kültür Platformu Çalışma Gruplarının hazırladığı raporlardan birinin konusu da TARIM.
Raporun girişinde tarımın önemi,Osmanlı Devletinden itibaren tarımdaki gelişmeler,Atatürk döneminde yapılan çalışmalar,1950 sonrası-1980 sonrası değişimler anlatılmaktadır. Tarımın genel ekonomi içerisindeki yeri,tarımsal nüfus ve tarımsal işletmeler,tarımsal girdiler,üretim planlaması,tarımda özelleştirmeler ve yabancı sermaye girişi anlatılmakta. Dünya Ticaret Örgütü-AB-IMF ve Dünya Bankasının Türk tarımı ve çiftçisine bakışı değerlendiriliyor.
Balıkçılıktan seracılığa kadar sorunlar açıklanırken pamuk,narenciye,fındık,tütün,zeytin,patates,mısır gibi birçok ürün özelinde değerlendirme yapılmıştır.
Raporun sonuç bölümünde AKP’ nin tarımı nasıl çökerttiği,CHP’ nin tarımda neler yapacağı teker,teker açıklanırken CHP’ nin çiftçiye verdiği sözler somut olarak sıralanmıştır.
Ben bu bağlamda TARIMSAL KOOPERATİFÇİLİK konusuna ilave ve vurgu yapmak istiyorum.Kır yoksullarının,çiftçilerin yoksulluk sarmalından kurtulabilmeleri,giderek büyüyen işsizlik sorunlarının önlenebilmesi,ekonomik ve demokratik haklarını alarak,sorunları çözümlenmiş olarak siyasal güç haline gelebilmeleri üreticilerin demokratik halk kooperatiflerinde örgütlenebilmeleri ile olasıdır.Anayasamız ve Devlet Kalkınma Planlarında her dönem kooperatifçiliğin önemi,özendirilmesi ve desteklenmesi öngörülmüş iken durum hiç de öyle değil. 12 Eylül 1980 darbesinin ülkemizde parlamentodan başlayarak birçok demokratik kuruluşu kapattığını,yöneticilerini yıllarca haksız yere cezaevlerine kapattığını beraat ile sonuçlanan davalar sonucu birçok kişinin cezaevi koşullarının da etkisi ile canlarını yitirdiğini anımsamakta yarar var.Yunanistan’da faşist diktatör Metaxas ve askeri cunta döneminde ,İtalya’da faşist Mussolini zamanında da kooperatif hareketin,örgütlenmenin yok edildiğini biliyoruz. Ancak.adı geçen ülkeler gibi birçok ülkede ,AB üyesi ülkelerde bugün tarımsal kooperatifçilik örgütlenmesi genel ekonomi içerisinde çok önemli yer tutar konuma gelmiştir. Oysa, ülkemizde ne olmuştur? 12 Eylül darbesi Türkiye’de KÖY-KOOP (Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri Merkez Birliği) çatısı altında gelişen,demokratik halk kooperatifçiliği hareketini,KÖY-KOOP’u kapatarak ,yöneticilerini cezaevine yollayarak ,kooperatiflere desteği kaldırarak önlemiştir. Arkasından 24 Ocak 1980 kararları ile neoliberal düzene geçişin temelleri atılmıştır. Ne yazık ki aradan 26 yıl geçmesine karşın faşist hareketlerin balyozunu yemiş batı ülkeleri kooperatif hareket örgütlenmesini küllerinden yeniden doğarak daha canlı kılarken ,ülkemizde kooperatifçiliğin “K” sı bile yok. Demokratik hak ve özgürlükleri kullandırmayan yönetimlerden kooperatif örgütlenmesini özendirmeleri de zaten beklenmemelidir. Mevcut siyasi iktidar ve neoliberal ekonomiden yana partilerin ülkemizde kooperatifçilik hareketinin gelişimini istemeyeceği bilinmelidir. Çünkü kır yoksulları,köylüler demokratik halk kooperatiflerinde güçlü bir biçimde örgütlenmeleri halinde ekonomik yönden güçleneceklerdir. Ekonomik yönden güçlenen köylüler böylece siyasal yönden özgürce karar verme olanağına kavuşarak daha demokratik ve sağlıklı siyasal yapılanma gerçekleşecektir. İşte 12 Eylül 1980 darbesi ve uzantılarının Türkiye’de kooperatifçilik hareketini yok etmesinin CHP’nin ise bu hareketin güçlenmesini istemesini nedeni.Raporun”kooperatifçilik” bölümlerinin bu bağlamda analiz edilmesinde,değerlendirilmesinde yarar var.
CHP’li İl Genel Meclis Başkanı Sn. Ali Erdinç’in öncülüğünde partili diğer İl Genel Meclisi üyesi arkadaşları CHP’nin “Türkiye!de Tarım” başlıklı raporunu”kendi olanakları ile” çoğaltarak köylere,ilgili kişi ve kuruluşlara ulaştırmışlar.Arkadaşların bu çalışmalarını kutlamak gerekir diye düşünüyorum.İlgililer bu rapor sayesinde CHP’nin tarım politikasına ilişkin görüşleri ve iktidara geldiğinde yapacakları hakkında bilgi sahibi olacaklardır. Herkesin bu raporu “okuyarak” katkı sunmasında ,raporun kitleselleşmesinde ,her kesim tarafından okunmasında,bilinmesinde yarar olacaktır.
Raporun girişinde tarımın önemi,Osmanlı Devletinden itibaren tarımdaki gelişmeler,Atatürk döneminde yapılan çalışmalar,1950 sonrası-1980 sonrası değişimler anlatılmaktadır. Tarımın genel ekonomi içerisindeki yeri,tarımsal nüfus ve tarımsal işletmeler,tarımsal girdiler,üretim planlaması,tarımda özelleştirmeler ve yabancı sermaye girişi anlatılmakta. Dünya Ticaret Örgütü-AB-IMF ve Dünya Bankasının Türk tarımı ve çiftçisine bakışı değerlendiriliyor.
Balıkçılıktan seracılığa kadar sorunlar açıklanırken pamuk,narenciye,fındık,tütün,zeytin,patates,mısır gibi birçok ürün özelinde değerlendirme yapılmıştır.
Raporun sonuç bölümünde AKP’ nin tarımı nasıl çökerttiği,CHP’ nin tarımda neler yapacağı teker,teker açıklanırken CHP’ nin çiftçiye verdiği sözler somut olarak sıralanmıştır.
Ben bu bağlamda TARIMSAL KOOPERATİFÇİLİK konusuna ilave ve vurgu yapmak istiyorum.Kır yoksullarının,çiftçilerin yoksulluk sarmalından kurtulabilmeleri,giderek büyüyen işsizlik sorunlarının önlenebilmesi,ekonomik ve demokratik haklarını alarak,sorunları çözümlenmiş olarak siyasal güç haline gelebilmeleri üreticilerin demokratik halk kooperatiflerinde örgütlenebilmeleri ile olasıdır.Anayasamız ve Devlet Kalkınma Planlarında her dönem kooperatifçiliğin önemi,özendirilmesi ve desteklenmesi öngörülmüş iken durum hiç de öyle değil. 12 Eylül 1980 darbesinin ülkemizde parlamentodan başlayarak birçok demokratik kuruluşu kapattığını,yöneticilerini yıllarca haksız yere cezaevlerine kapattığını beraat ile sonuçlanan davalar sonucu birçok kişinin cezaevi koşullarının da etkisi ile canlarını yitirdiğini anımsamakta yarar var.Yunanistan’da faşist diktatör Metaxas ve askeri cunta döneminde ,İtalya’da faşist Mussolini zamanında da kooperatif hareketin,örgütlenmenin yok edildiğini biliyoruz. Ancak.adı geçen ülkeler gibi birçok ülkede ,AB üyesi ülkelerde bugün tarımsal kooperatifçilik örgütlenmesi genel ekonomi içerisinde çok önemli yer tutar konuma gelmiştir. Oysa, ülkemizde ne olmuştur? 12 Eylül darbesi Türkiye’de KÖY-KOOP (Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri Merkez Birliği) çatısı altında gelişen,demokratik halk kooperatifçiliği hareketini,KÖY-KOOP’u kapatarak ,yöneticilerini cezaevine yollayarak ,kooperatiflere desteği kaldırarak önlemiştir. Arkasından 24 Ocak 1980 kararları ile neoliberal düzene geçişin temelleri atılmıştır. Ne yazık ki aradan 26 yıl geçmesine karşın faşist hareketlerin balyozunu yemiş batı ülkeleri kooperatif hareket örgütlenmesini küllerinden yeniden doğarak daha canlı kılarken ,ülkemizde kooperatifçiliğin “K” sı bile yok. Demokratik hak ve özgürlükleri kullandırmayan yönetimlerden kooperatif örgütlenmesini özendirmeleri de zaten beklenmemelidir. Mevcut siyasi iktidar ve neoliberal ekonomiden yana partilerin ülkemizde kooperatifçilik hareketinin gelişimini istemeyeceği bilinmelidir. Çünkü kır yoksulları,köylüler demokratik halk kooperatiflerinde güçlü bir biçimde örgütlenmeleri halinde ekonomik yönden güçleneceklerdir. Ekonomik yönden güçlenen köylüler böylece siyasal yönden özgürce karar verme olanağına kavuşarak daha demokratik ve sağlıklı siyasal yapılanma gerçekleşecektir. İşte 12 Eylül 1980 darbesi ve uzantılarının Türkiye’de kooperatifçilik hareketini yok etmesinin CHP’nin ise bu hareketin güçlenmesini istemesini nedeni.Raporun”kooperatifçilik” bölümlerinin bu bağlamda analiz edilmesinde,değerlendirilmesinde yarar var.
CHP’li İl Genel Meclis Başkanı Sn. Ali Erdinç’in öncülüğünde partili diğer İl Genel Meclisi üyesi arkadaşları CHP’nin “Türkiye!de Tarım” başlıklı raporunu”kendi olanakları ile” çoğaltarak köylere,ilgili kişi ve kuruluşlara ulaştırmışlar.Arkadaşların bu çalışmalarını kutlamak gerekir diye düşünüyorum.İlgililer bu rapor sayesinde CHP’nin tarım politikasına ilişkin görüşleri ve iktidara geldiğinde yapacakları hakkında bilgi sahibi olacaklardır. Herkesin bu raporu “okuyarak” katkı sunmasında ,raporun kitleselleşmesinde ,her kesim tarafından okunmasında,bilinmesinde yarar olacaktır.
*KADIN ÖRGÜTLENMESİ VE KOOPERATİFÇİLİK
Kadınların gönüllülük ilkesine dayalı demokratik olarak kooperatiflerinde örgütlenerek ekonomik ve sosyal/demokratik sorunlarına çözüm aramaları 1800’lü yılların ortalarına dayanmaktadır. Kuşkusuz, kooperatif örgütlenme kadın/erkek bir arada ve hayatın her alanında çok önemli bir modeldir. Maalesef Türkiye’de 12 Eylül 1980 hareketi ile beraber birçok demokratik kazanımlar yok edildiği gibi özellikle kırsal alandaki demokratik halk kooperatifleri ve kooperatifçilik de yok edilmiştir.
TİME dergisi 24mart 2008 tarihli sayısı “DÜNYAYI DEĞİŞTİREN 10 DÜŞÜNCE” yi kapak yapmıştır. Bu 10 düşünceden birisi de “Çalışan Kadınlara Küçük Krediler Sağlanması ve Kullandırılmasındaki Mucize” başlığı ile yer almıştır. 2001’de 4 milyar dolar olan kredi miktarı 2006’da 25 milyar dolara çıkmıştır. 1970’den 2006’ya 100 milyon kişi bu yolla kredi almış. Bunu salt ekonomik katkı olarak algılamamak gerek,toplumsal katkıda sağlamaktadır.
Ülkemizde de 2000’li yıllarda kurulan kadın kooperatifleri mevcuttur. Bunların çoğu İstanbul. Sakarya ve Kocaeli bölgesindedir. 30 işletme kooperatifi, 5 ev eksenli çalışanlar küçük sanat kooperatifi, 2(Çorum ve Osmaniye) tüketim,2(Söke ve Kocaeli) konut,1 tarımsal amaçlı(yağlar köyü) kadın kooperatifi mevcuttur. Bu kooperatiflerin yurt dışı (AB—FAO—ve bazı vakıflar,v.b…) ve yurt içi bazı kredi kaynaklarından yararlanma olanağı vardır.
Kadınlarımızın el emeklerini değerlendirmesinden, sosyal çalışmalara ( tiyatro,müzik,v.b…) kadar çok yönde üretici hale gelmesini, örgütlenmesini sağlayacak, dayanışma içerisinde olmalarına ortam hazırlayacak, istihdam fırsatı sağlayacak, yaygınlaşan işsizlik ve yoksulluk sorununa bir ölçüde katkı sağlayacak kooperatiflerde örgütlenmeleri kadınlarımızın siyasette de daha güçlü yer almaları için fırsat olacaktır.
En az 7 kişi ile kurulabilecek kadın kooperatifleri daha sonra bir araya gelerek Kooperatif Birlikleri biçiminde üst örgütlenmeye gittiklerinde daha da güçlü hale geleceklerdir.
Yukarıda verilen çok özet bilgilerden sonra kırsal alanda ve kentte yaşayan Mersin’li kadınların da değişimi yakalayarak kadın kooperatiflerinde örgütlenme modelini düşünmelerinde,değerlendirmelerinde yarar var. Partilerin kadın kolları, KA-DER, KAL—DER,ÇağdaşYaşamı Destekleme Derneği, Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği v.b… örgütlerdeki kadınlarımızın birde bu açıdan kadın sorunlarına bakmaları açılım sağlayabilir.
Kadınlarımızın birlik, beraberlik ve dayanışma içinde kooperatiflerde örgütlenerek değişimin öncüsü olacakları mutlaktır. Bu olgu geç de olsa zaten gerçekleşecektir. Önemli olan zamanı ıskalamadan işe başlamaktır.
TİME dergisi 24mart 2008 tarihli sayısı “DÜNYAYI DEĞİŞTİREN 10 DÜŞÜNCE” yi kapak yapmıştır. Bu 10 düşünceden birisi de “Çalışan Kadınlara Küçük Krediler Sağlanması ve Kullandırılmasındaki Mucize” başlığı ile yer almıştır. 2001’de 4 milyar dolar olan kredi miktarı 2006’da 25 milyar dolara çıkmıştır. 1970’den 2006’ya 100 milyon kişi bu yolla kredi almış. Bunu salt ekonomik katkı olarak algılamamak gerek,toplumsal katkıda sağlamaktadır.
Ülkemizde de 2000’li yıllarda kurulan kadın kooperatifleri mevcuttur. Bunların çoğu İstanbul. Sakarya ve Kocaeli bölgesindedir. 30 işletme kooperatifi, 5 ev eksenli çalışanlar küçük sanat kooperatifi, 2(Çorum ve Osmaniye) tüketim,2(Söke ve Kocaeli) konut,1 tarımsal amaçlı(yağlar köyü) kadın kooperatifi mevcuttur. Bu kooperatiflerin yurt dışı (AB—FAO—ve bazı vakıflar,v.b…) ve yurt içi bazı kredi kaynaklarından yararlanma olanağı vardır.
Kadınlarımızın el emeklerini değerlendirmesinden, sosyal çalışmalara ( tiyatro,müzik,v.b…) kadar çok yönde üretici hale gelmesini, örgütlenmesini sağlayacak, dayanışma içerisinde olmalarına ortam hazırlayacak, istihdam fırsatı sağlayacak, yaygınlaşan işsizlik ve yoksulluk sorununa bir ölçüde katkı sağlayacak kooperatiflerde örgütlenmeleri kadınlarımızın siyasette de daha güçlü yer almaları için fırsat olacaktır.
En az 7 kişi ile kurulabilecek kadın kooperatifleri daha sonra bir araya gelerek Kooperatif Birlikleri biçiminde üst örgütlenmeye gittiklerinde daha da güçlü hale geleceklerdir.
Yukarıda verilen çok özet bilgilerden sonra kırsal alanda ve kentte yaşayan Mersin’li kadınların da değişimi yakalayarak kadın kooperatiflerinde örgütlenme modelini düşünmelerinde,değerlendirmelerinde yarar var. Partilerin kadın kolları, KA-DER, KAL—DER,ÇağdaşYaşamı Destekleme Derneği, Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği v.b… örgütlerdeki kadınlarımızın birde bu açıdan kadın sorunlarına bakmaları açılım sağlayabilir.
Kadınlarımızın birlik, beraberlik ve dayanışma içinde kooperatiflerde örgütlenerek değişimin öncüsü olacakları mutlaktır. Bu olgu geç de olsa zaten gerçekleşecektir. Önemli olan zamanı ıskalamadan işe başlamaktır.
*İŞSİZLİK - YOKSULLUK ve BELEDİYELER
İşsizlik ve yoksulluk bugün ülkemizde ve dünyada yaşanan en önemli sorunların başında gelmektedir. Kuşkusuz bu sorun yeni değildir. 19.yy.başında İngiltere gibi liberal ekonominin en yaygın,acımasız uygulandığı ülkelerde yoksulluk ve buna bağlı göç olgusu için özel yasalar çıkarılmıştı.BM. 2005 yılını Yoksullukla Mücadelede “Karar Yılı” ilan etmişti. Ama, hala dünyada bir milyar insan günde 1 doların altında gelir ile yaşamaktadır.
Günümüzde özellikle Avrupa ve Güney Amerika’da sol yönetimlerin işbaşına geldiği ülkelerde bu bağlamda çok ciddi sosyal politikalar geliştirilmiştir. Bu yöndeki olumlu çabalarına karşın İngiltere.Fransa,Almanya gibi ülkelerde yönetimler,liderlerin durumu sarsılmaktadır. Türkiye özelinde de bugün % 30’lara gerileyen tarım sektörünün % 10 ve daha aşağılara çekilme planı,proğramı kırsal alandan kentlere göçü daha da arttıracağından mevcut işsizlik ve yoksulluk oranı önümüzdeki yıllarda hızla yükselme eğilimi gösterecektir. Bu nedenle merkezi hükümet ve belediyeler ,siyasi partiler yeni somut sosyal politikalar,projeler üretme durumundadırlar.Bu konuda inandırıcı ,başarılı,somut projeler üreten siyasi partilerin iktidar şansı bulacağı kesindir.
Yoksulluk sınırı ve altında yaşayan işsizlere “ASGARİ GELİR DESTEĞİ” uygulaması değerlendirilmelidir. En doğrusu merkezi hükümetçe bu konuda yasal düzenleme yapılmasıdır. Bu bağlamda Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma fonu uygulaması yeniden düzenlenmelidir. Bu fonun kullanımında yetki Valiliklerden Belediyelere aktarılmalı ve sadece aylık gelir desteği biçiminde uygulama başlatılmalıdır. Zaten,belediyelerin yerel ortak nitelikteki gereksinmeleri karşılamak üzere kurulduğu Belediye Yasasının 3. maddesinde yer almıyor mu ? Yine Belediye Yasasının 14. maddesi “sosyal yardım ve hizmet” yapmayı belediyelere görev olarak vermemiş mi? Yine aynı madde belediye hizmetlerinin sunumunda “düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır” hükmünü getirmemiş midir ? Belediyelerin yetkilerini belirleyen yasanın 15. maddesi ( 3.maddeye koşut olarak ) belediyelerin belde sakinlerinin yerel ortak nitelikteki gereksinmelerini karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunacağı hükmünde değil midir?
Öyle ise Belediye Yasasının belediyelere verdiği bu sosyal görev ve yetkiler yoksulluk ve işsizliğe çözüm bağlamında analiz edilerek somut çözümler getirici doğrultuda uygulamaya gidilmeli,İçişleri Bakanlığından da bu anlamda yasanın anılan hükümlerine açılım getirmesi sağlanmalıdır.
Mevcut hükümet önümüzdeki dönemde belki de bu bağlamda bir yasal düzenlemeye gidebilir,bunu oya tahvil etmek amacı ile politik bir manevra yapabilir. Ancak,CHP gibi sosyal politikalara önem veren partilerin ve CHP belediyelerinin bu uygulama konusunda yetkinin ( Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu da belediyelere devredilerek) Belediyelere aktarılmasına öncülük etmeli,savaşım vermelidir. Yoksa,hükümetin yapacağı bir düzenleme sonrası muhalefet söylemlerinin inandırıcılığı olmayacaktır.
Yoksulluk sınırı altında yaşayan işsizlere “aylık asgari gelir desteği” uygulamasını insanlara balık tutmayı öğretmek gibi bir nevi neoliberal bir düşünce çerçevesinde karşı çıkmak da doğru değildir. Çünkü,bir bilim adamımızın dediği gibi balık varsa tutulur. Türkiye’de tutulacak balık kalmadığından böyle bir formül çözüm olarak önerilmektedir.
Ekonomi gelişse bile istihdam artmadan insanların kaderi değişmiyor. Yoksullukla savaşım temel insan haklarındandır.Sosyal politikanın temeli insanlara insanca yaşama fırsatı sağlamaktır. Kuşkusuz bunun öncüsü sosyal demokrat partiler ve belediyelerinin başkanları olmalıdır. Mersin B.Şehir Belediyesi de sosyal politikasını bu eksende proje haline getirerek merkezi hükümet nezdinde ( partisinin de genel merkez düzeyinde desteğini alarak) projesinin,iddiasının mücadelesini başlatmalıdır.
Günümüzde özellikle Avrupa ve Güney Amerika’da sol yönetimlerin işbaşına geldiği ülkelerde bu bağlamda çok ciddi sosyal politikalar geliştirilmiştir. Bu yöndeki olumlu çabalarına karşın İngiltere.Fransa,Almanya gibi ülkelerde yönetimler,liderlerin durumu sarsılmaktadır. Türkiye özelinde de bugün % 30’lara gerileyen tarım sektörünün % 10 ve daha aşağılara çekilme planı,proğramı kırsal alandan kentlere göçü daha da arttıracağından mevcut işsizlik ve yoksulluk oranı önümüzdeki yıllarda hızla yükselme eğilimi gösterecektir. Bu nedenle merkezi hükümet ve belediyeler ,siyasi partiler yeni somut sosyal politikalar,projeler üretme durumundadırlar.Bu konuda inandırıcı ,başarılı,somut projeler üreten siyasi partilerin iktidar şansı bulacağı kesindir.
Yoksulluk sınırı ve altında yaşayan işsizlere “ASGARİ GELİR DESTEĞİ” uygulaması değerlendirilmelidir. En doğrusu merkezi hükümetçe bu konuda yasal düzenleme yapılmasıdır. Bu bağlamda Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma fonu uygulaması yeniden düzenlenmelidir. Bu fonun kullanımında yetki Valiliklerden Belediyelere aktarılmalı ve sadece aylık gelir desteği biçiminde uygulama başlatılmalıdır. Zaten,belediyelerin yerel ortak nitelikteki gereksinmeleri karşılamak üzere kurulduğu Belediye Yasasının 3. maddesinde yer almıyor mu ? Yine Belediye Yasasının 14. maddesi “sosyal yardım ve hizmet” yapmayı belediyelere görev olarak vermemiş mi? Yine aynı madde belediye hizmetlerinin sunumunda “düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır” hükmünü getirmemiş midir ? Belediyelerin yetkilerini belirleyen yasanın 15. maddesi ( 3.maddeye koşut olarak ) belediyelerin belde sakinlerinin yerel ortak nitelikteki gereksinmelerini karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunacağı hükmünde değil midir?
Öyle ise Belediye Yasasının belediyelere verdiği bu sosyal görev ve yetkiler yoksulluk ve işsizliğe çözüm bağlamında analiz edilerek somut çözümler getirici doğrultuda uygulamaya gidilmeli,İçişleri Bakanlığından da bu anlamda yasanın anılan hükümlerine açılım getirmesi sağlanmalıdır.
Mevcut hükümet önümüzdeki dönemde belki de bu bağlamda bir yasal düzenlemeye gidebilir,bunu oya tahvil etmek amacı ile politik bir manevra yapabilir. Ancak,CHP gibi sosyal politikalara önem veren partilerin ve CHP belediyelerinin bu uygulama konusunda yetkinin ( Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu da belediyelere devredilerek) Belediyelere aktarılmasına öncülük etmeli,savaşım vermelidir. Yoksa,hükümetin yapacağı bir düzenleme sonrası muhalefet söylemlerinin inandırıcılığı olmayacaktır.
Yoksulluk sınırı altında yaşayan işsizlere “aylık asgari gelir desteği” uygulamasını insanlara balık tutmayı öğretmek gibi bir nevi neoliberal bir düşünce çerçevesinde karşı çıkmak da doğru değildir. Çünkü,bir bilim adamımızın dediği gibi balık varsa tutulur. Türkiye’de tutulacak balık kalmadığından böyle bir formül çözüm olarak önerilmektedir.
Ekonomi gelişse bile istihdam artmadan insanların kaderi değişmiyor. Yoksullukla savaşım temel insan haklarındandır.Sosyal politikanın temeli insanlara insanca yaşama fırsatı sağlamaktır. Kuşkusuz bunun öncüsü sosyal demokrat partiler ve belediyelerinin başkanları olmalıdır. Mersin B.Şehir Belediyesi de sosyal politikasını bu eksende proje haline getirerek merkezi hükümet nezdinde ( partisinin de genel merkez düzeyinde desteğini alarak) projesinin,iddiasının mücadelesini başlatmalıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

